top of page
  • Fatih Yıldırım

Bir Özgürlük Masalı




Hİ­K­YE edi­lir ki, dik­ta­tör­lük­le yö­ne­ti­len bir ül­ke­de in­san­lar, des­po­tiz­min en ağır ko­şul­la­rı al­tın­da ya­şı­yor­lar­mış. Bas­kı o de­re­ce­ye ulaş­mış ki, omur­ga­sız­la­şan in­san­lar he­men hiç­bir ko­nu­da ko­nu­şa­maz; gün­lük ya­şa­yış­la­rı­nı ‘evet’ ve ‘ha­yır’ ke­li­me­le­riy­le sür­dü­rür ol­muş­lar. Ba­zı­la­rı ise ya­kın­la­rı­nın ve­ya çev­re­sin­de­ki­le­rin baş­la­rı­na ge­len­ler­den ür­ke­rek o iki ke­li­me­yi da­hi kul­lan­maz; bü­tün iş­le­ri­ni ka­fa ha­re­ket­le­riy­le yü­rü­tür­ler­miş. Gün gel­miş, da­ya­nıl­maz bir hal alan bu du­ru­ma ül­ke­nin seç­kin bir üni­ver­si­te­sin­de gö­rev ya­pan bir ma­te­ma­tik­çi iti­raz et­me­ye ka­rar ver­miş; dev­let­te gö­rev ya­pan ha­tı­rı sa­yı­lır ta­nı­dık­la­rı­nı dev­re­ye so­ka­rak des­pot­tan bir ran­de­vu al­mış ve ka­rar­laş­tı­rı­lan gün ve sa­at­te dev­let ko­na­ğı­na git­miş.


Ma­te­ma­tik­çi, kı­sa bir tak­di­min ar­dın­dan ko­nu­ya gi­re­rek ül­ke­de­ki mev­cut du­ru­mu özet­le­miş ve “öz­gür­lük is­ti­yo­ruz” de­miş. Des­pot, ma­te­ma­tik­çi­yi dik­kat­le din­le­miş; sö­zü bit­tik­ten son­ra “Bu ül­ke­de her bi­re­yin tü­ke­te­me­ye­ce­ği sı­nır­sız bir öz­gür­lü­ğü var; an­cak ki­şi­ler bu öz­gür­lük­le­ri­ni kul­lan­ma­sı­nı bil­mi­yor. Öte yan­dan öz­gür­lük bi­za­ti­hi sı­nır­lı­lık­tır” di­ye­rek cüm­le­le­ri­ni ta­mam­la­mış.


Ma­te­ma­tik­çi “Na­sıl olur?” di­ye so­ra­yaz­mış ki des­pot “Bu­nu sa­na ka­nıt­la­ya­bi­li­rim. Bu­nun için se­nin di­lin­le ko­nu­şa­ca­ğım. Be­nim için öz­gür­lük şu eşit­li­ğe eş­de­ğer­dir: [“?”=100]. Şim­di evi­ne git ve ba­na bu eşit­li­ği yo­rum­la, so­nu­cu da biz­zat sen ge­tir” de­miş.


Ma­te­ma­tik­çi evi­ne dö­nün­ce ma­sa­sı­na otur­muş ve ül­ke­sin­de­ki si­ya­sî di­li de dik­ka­te ala­rak ken­di­si­ne ve­ri­len eşit­lik üze­rin­de dü­şün­me­ye baş­la­mış; ni­ha­ye­tin­de des­po­tun ama­cı­nı an­la­mış; an­la­dık­la­rı­nı da bir kâ­ğı­da yaz­mış: Eşit­li­ğin sağ ta­ra­fı sa­bit­tir, de­ğiş­mez; bu ne­den­le ‘sağ’ mu­ha­fa­za­kâr­dır. Her di­nî, il­mî, si­ya­sî, vb… gö­rüş esas iti­ba­riy­le bir sa­bi­te­ye sa­hip­tir. An­cak bu sa­bi­te, sol ta­raf­ta­ki iş­lem­ler­le tah­sil edi­lir. Sol ta­raf­ta­ki iş­lem­le­rin ba­sit­ten kar­ma­şı­ğa di­zi­li­şi bir ül­ke­de­ki öz­gür­lü­ğün ge­niş­li­ği ve de­rin­li­ği­ni ve­rir. Fa­kat iş­lem­ler ne ka­dar kar­ma­şık olur­sa ol­sun, amaç eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki sa­bi­te­yi el­de et­mek­tir; sa­bi­te­yi fark­lı­laş­tı­ran her de­ğiş­ken ya­sak­tır. Bu ne­den­le ‘sol’, iş­le­mi, sağ’ı ve­re­cek bi­çim­de ör­güt­le­me­nin adı­dır; do­la­yı­sıy­la sol de­rin mu­ha­fa­za­kâr­dır. Ör­nek ola­rak, ba­sit des­po­tizm­de eşit­lik “50+50=100”dür; bi­raz ge­liş­mi­şin­de ise, me­se­la, 1/41000-1/2300=100 ya­zı­la­bi­lir; bi­raz da­ha ge­li­şi­min­de ise, me­se­la, 3(5/864+1/4100)-(1/8440+2/360)=100 el­de edi­lir.


Kı­sa­ca, do­ğal, tam, ras­yo­nel ve re­el sa­yı­lar kü­me­le­ri içe­ri­sin­de dört te­mel arit­me­tik iş­lem, üs ve kök he­sap­la­rıy­la, eşit­li­ğin so­lun­da­ki sa­bit de­ğe­ri ve­re­cek bi­çim­de sı­nır­sız iş­lem yap­ma im­kâ­nı­na sa­hi­biz. Çok da­ha kar­ma­şık bir des­po­tizm is­ti­yor­sak arit­me­tik­ten ce­bi­re ge­çe­bi­li­riz; o za­man denk­le­mi eşit­li­ğin so­lun­da­ki sa­bi­te­yi ve­re­cek bi­çim­de ör­güt­le­riz ki, bu ko­nu­da da tü­ke­te­me­ye­ce­ği­miz de­ğiş­ken­ler bu­la­bi­li­riz. Arit­me­tik ni­ce­lik ile ce­bir­sel ni­ce­lik ho­şu­mu­za git­mi­yor­sa geo­met­rik ni­ce­li­ği dev­re­ye so­kar, me­se­la bir ke­na­rı on bi­rim olan bir ka­re­nin ala­nı­nı he­sap­la­ya­rak ya­hut di­ğer hen­de­sî şe­kil­le­ri, pa­ra­bol, hi­per­bol, elips gi­bi ko­ni ke­sit­le­ri­ni kul­la­na­rak da sa­bi­te­mi­zi el­de ede­bi­li­riz. Çok ama çok da­ha kar­ma­şık bir sis­tem ar­zu­lu­yor­sak, me­se­la, ana­li­tik geo­met­ri­den, en­teg­ral ve di­fe­ran­si­yel he­sa­bın çok da­ha ge­liş­kin tek­nik­le­rin­den is­tim­dat ede­bi­li­riz. Kı­sa­ca, eşit­li­ğin sol ta­ra­fı için sı­nır­sız de­ğiş­ken üret­me im­kâ­nı­mız var; de­mek ki, öz­gü­rüz; an­cak bü­tün bu de­ğiş­ken­le­ri sağ ta­raf­ta­ki eşit­li­ği, sa­bi­te­yi ve­re­cek bi­çim­de ör­güt­le­mek zo­run­da­yız. Tam bu nok­ta­da şu so­ru­la­bi­lir: Eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki de­ğer de­ğil de, sol ta­ra­fın­da­ki ve­ril­se ne olur? Bu so­ru­nun ya­nı­tı açık: Tek bir iş­lem im­kâ­nı­mız var.


Ma­te­ma­tik­çi­nin des­po­tun ver­di­ği eşit­lik üze­rin­de yap­tı­ğı yo­rum gün­lük di­le çev­ri­lir­se şöy­le bir so­nuç or­ta­ya çı­kar. İs­ter di­nî, is­ter il­mî, is­ter si­ya­sî vb… ol­sun her ba­kı­şın, gö­rü­şün eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da bu­lu­nan sa­bi­te/le­ri var­dır. Za­ten bü­tün gö­rüş­le­rin ni­haî ama­cı, eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki -ken­di­le­ri­ne has- de­ğe­ri/de­ğer­le­ri el­de et­mek­tir. Gö­rüş­le­rin dar ve­ya ge­niş, sığ ve­ya de­rin ol­ma özel­lik­le­ri, eşit­li­ğin sol ta­ra­fı için ver­dik­le­ri iş­lem im­kâ­nıy­la öl­çü­lür. Bu­nun öte­sin­de bü­tün gö­rüş­ler bir sa­bi­te­ye/sa­bi­te­le­re gö­re yol alır­lar; baş­ka tür­lü söy­ler­sek, her gö­rüş ka­pa­lı bir ara­lık­tır; bu ka­pa­lı ara­lık­ta­ki iş­lem hac­mi ula­şıl­mak is­te­nen de­ğer­le/de­ğer­ler­le ka­yıt­lı­dır ve bu ku­ra­lın is­tis­na­sı olan bir gö­rüş, şim­di­ye de­ğin ol­ma­mış­tır, şim­di yok­tur, ge­le­cek­te de ol­ma­ya­cak­tır.


Çün­kü ha­ya­ta iliş­kin her iç­ti­maî dü­zen, tıp­kı Ev­ren’de­ki dü­zen gi­bi, ne ka­dar de­ğiş­ken olur­sa ol­sun, ku­ra­lı­nı/ku­ral­la­rı­nı iç­kin­dir. Ta­rih bo­yun­ca bir gö­rüş’ün di­ğer bir gö­rüş’ü öz­gür­lük açı­sın­dan eleş­tir­me­si, sa­bi­te/sa­bi­te­le­ri ci­he­tin­den­dir; ver­di­ği iş­lem im­kâ­nı ci­he­tin­den de­ğil; çün­kü de­nil­di­ği üze­re, hiç­bir gö­rüş ken­di eşit­li­ği­ni bo­za­cak iş­lem im­kâ­nı ver­mez, ver­me­miş­tir, ve­re­mez de. Bu ne­den­le gö­rüş­ler ara­sın­da­ki far­kı ya­ra­tan, sol ta­raf­ta­ki iş­lem çok­lu­ğu­dur ki bu yal­nız­ca ni­ce­lik­sel­dir, ni­te­lik­te bir de­ğiş­me ya­rat­maz. Öy­ley­se bir gö­rüş içe­ri­sin­de­ki öz­gür­lük, sü­rek­li ay­nı sa­bi­te­yi/sa­bi­te­le­ri tah­sil eden ni­ce­lik­sel bir tat­min­dir; da­ha faz­la­sı de­ğil. Eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki de­ğe­ri de­ğiş­ti­re­cek bi­çim­de sol ta­raf­ta iş­lem yap­mak, her gö­rüş için is­yan­dır; ye­ni bir eşit­lik el­de ede­cek ha­re­ket için ise dev­rim. An­cak her dev­rim ken­di sa­bi­te­si­ni/sa­bi­te­le­ri­ni ya­ra­tır; ken­di denk­le­mi­ni, eşit­li­ği­ni ku­rar ve men­sup­la­rı­na, ye­ni eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki de­ğe­ri/de­ğer­le­ri ve­re­cek bi­çim­de sol ta­raf­ta iş­lem yap­ma­sı­na im­kân ta­nır.


Ma­te­ma­tik­çi, des­po­tun ver­di­ği iş­le­min hem ken­di mes­le­kî dili hem de gün­lük dil açı­sın­dan yo­ru­mu­nu yap­tık­tan son­ra, kâ­ğı­da şu cüm­le­yi ya­zar: “Doğ­ru­dur! Bir da­ire­de ça­pın sa­yı­sal de­ğe­ri ne ka­dar de­ği­şir­se de­ğiş­sin -ki bu öz­gür­lük­tür- çev­re ile ça­pın ora­nı, de­mek ki, sa­yı­sı sa­bit’tir. Her gö­rüş’ün bir sa­bi­ti var­dır; hiç­bir gö­rüş bun­dan aza­de de­ğil­dir. An­cak sa­yı­sı, meş­ru­iye­ti­ni da­ire­nin ta­nı­mın­dan alır. Bu ta­nı­ma gö­re, bir nok­ta­ya eşit uzak­lık­ta­ki nok­ta­la­rın oluş­tur­du­ğu eğ­ri da­ire­dir. Do­la­yı­sıy­la bir dai­re çi­zi­lir­ken per­ge­lin bir aya­ğı bir nok­ta­ya (mer­kez) sa­bit­le­nir; di­ğer aya­ğı ise is­ten­di­ği ka­dar açı­lır; so­nuç sa­yı­sı­nı da ve­rir; böy­le­ce da­ire­nin var­lık şart­la­rı­nın do­ğur­du­ğu meş­rui­yet sa­yı­sı­na da meş­rui­yet sağ­lar. So­nuç ola­rak, so­run eşit­lik ve eşit­li­ğin sol ta­ra­fın­da­ki iş­lem­ler ile sağ ta­ra­fın­da­ki sa­bi­te de­ğil; her bi­ri­si­ni müm­kün kı­lan var­lık şart­la­rı­nın meş­ru­iye­ti­dir. Sa­bi­te­ye/sa­bi­te­le­re meş­ru­iye­ti­ni ve­ren ne­dir? Bun­la­rı kim, ni­çin va­ze­der ya da bu hak­ka na­sıl ve ne­den sa­hip­tir­ler?”


Ta­rih­te ve gü­nü­müz dün­ya­sın­da meş­ru­iye­tin güç­le be­lir­len­di­ği bir ger­çek­tir. Bu gü­cün mi­to­lo­jik, di­nî, as­ke­rî, ik­ti­sa­dî ve­ya si­ya­sî ol­ma­sı so­nu­ca iliş­kin bir fark­lı­lık ya­rat­maz. Sa­bi­te­yi/sa­bi­te­le­ri be­lir­le­yen­ler, eşit­li­ğin sol ta­ra­fın­da­ki iş­lem­le­ri de bu sa­bi­te­yi ve­re­cek şe­kil­de kon­trol eder­ler; adı­na da öz­gür­lük der­ler. Evet! Or­te­ga y Gas­set’in “İn­san’ın bir do­ğa­sı yok­tur; ta­ri­hi var­dır” de­yi­şi, meş­ru­iye­ti, ta­ri­hi kon­trol eden­le­re ve­rir. Bi­ze gö­re ise İn­san’ın bir do­ğa­sı yok­tur ama bir fıt­ra­tı var­dır; bu da in­san ol­ma­lık­tır. Bu de­yiş de meş­ru­iye­ti in­san’a ve­rir. Öy­ley­se des­po­tun eşit­li­ği [“?”=İn­san] ola­rak dü­zen­le­nir; sa­bi­te İn­san ola­rak alı­nır­sa, meş­rui­yet so­ru­nu da çö­zül­müş olur. Ge­ri­si öz­gür­lük üze­ri­ne bit­me­yen ma­ni­pü­la­tif bir ma­sal­dır.


İhsan Fazlıoğlu'na sevgilerle...

75 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yeteneklerini Geliştir #1 Faydalı Pazarlama Önerileri

Son zamanlarda artan girişimcilik seminerlerinde hemen hemen herkes yeteneklerini nasıl keşfedeceğini ve nasıl geliştireceğini merak ediyordu. Ben de bu seriye pazarlama ile ilgili takip ettiğim fayda

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page