top of page
  • Fatih Yıldırım

Sanatçı Gibi Düşün

'Her çocuk bir sanatçıdır, mesele büyürken sanatçı kalmakta' demiiş Pablo Picasso.

Ben de bu sözden yola çıkarak içimdeki sanatçıyla buluştuğum farklı deneyimler yaşıyordum. resim yapma, kıyafet tasarlama, yazı yazma, kitap okuma anlarında... Geçtiğimiz ay da hangi kitabı okusam diye evdeki kitaplıktan seçerken karşıma Will Gompertz'in Sanatçı Gibi Düşün kitabı çıktı. İTÜ'de İç Mimarlık okuyan kardeşim okumuş ve be de kardeşimle sanatsal konularda konuşabilecek - tasarlayabilecek olmanın heyecanıyla başladım okumaya. Kitapta bir sanatçı olmak için yöntemler sunarken, bunları da farklı sanatçıların hayat hikayelerinden örneklerle detaylandırması aslında gerçekten çoğumuzun sanatçı olduğumuzu, fakat sanatçı gibi davranmadığımızı fark ettiriyor. Ben de sizler için kitaptan notlarımı derledim;


1- Sanatçılar Girişimcidir

Entellektüel ve duygusal motivasyon kar etmek değildir, ancak kar olmazsa olmaz bir bileşendir. Özgürlüğü kar satın alır, özgürlük de zaman üretir ve zaman bir sanatçı için en değerli emtiadır.


Niyetlerinin ciddiğiliğii ve davaya adanmışlık açısından, faaliyetlerine bir değer biçmek için seçtiğimiz yollar dışında onları ayrıştıracak çok az şey bulunur. Maksat aynıdır. Ve bu maksat her iki durumda da ne özellikle romantiktir, ne de illaki alicenaptır. Ne yapılıyorsa hayatta kalmak için yapılır ve şans yaver giderse, yapmakta oldukları şeyi yapmaya devam etmeye yetecek para kazanılır.


''Bankerler birlilkte yemek yediklerinde sanattan konuşurlar. Sanatçılar birlikte yemek yediklerinde ise paradan konuşurlar'' Oscar Wilde


Para ve maddiyatçılık Andy Warhol'u öylesine etkiliyordu ki, bunları yapıtının ana konusu kılmıştı. Stüdyosunun bir fabrika olduğunu iddia ediyordu ve bir keresinde şöyle demesiyle meşhurdur: ''Para kazanmak sanattır ve çalışmak sanattır ve iyi iş en iyi sanattır''


Sanatçılar hiç yoktan şeyleri bir şeylere dönüştürürler. Diğer tüm girişimciler gibi davranarak yaparlar bunu. David Ogilvy'nin de dediği gibi 'Eğer satmıyorsa yaratıcı da değildir''


Dünyanın size inanmasını ve bu ayrıcalık için yüksek meblağlar ödemelerini sağlayın. Gilbert & George.


2- Sanatçılar Bararısız Olmaz


Bu bölüm hepimizin istisnasız başına gelmiş olan ve keşke yaşanmasaydı dediğimiz şey hakkında: Bir yenilgi yaşamanın utanç verici, elden ayaktan düşüren ve son derece nahoş hissi hakkında. Projeniz kurtarmay değer olabilecek herhangi bir parça bulabilme ümidiyle elekten geçirilecek ezik büzük fikirler ve deneyimler öbeğiyle sizi baş başa bırakıp utanç verici bir biçimde yerle bir olduktan sonraki günler ve haftalar ve yıllar hakkında. Bu bölüm yaratıcılık bağlamında başarısızlık nosyonu hakkında.


İş yaratıcılığa gelince, başarısızlık engellenemez olduğu kadar kaçınılazdır da. Yaratma sürecinin dokusuna dahildir. Tüm disiplinlerden tüm sanatçılar mükemmelliği hedefler. (Neden hedeflemesinler ki?) Fakat mükemmelliğin elde edilmezliğinin de farkındadırlar. Ve dolayısıyla ürettikleri her şeyin bir seviyede başarısızlığa mahkum olduğunun bilincindededirler. Platon'un dediği gibi: OYUN HİLELİ!


Fakat sanatçılar böyle düşünmez. ''Her başarısız deneme, başarılı sonuca ulaşmak için bu yöntemin işe yaramayacağını kanıtlamada başarılı olmaktır'' diye düşünürler.


Yaratıcı bir amacın peşinden giden insanlar hayatı da bir tür labaratuvar gibi görmek durumundadırlar. Yaptığınız her şey yaptığınız her şeyi besler. Mesele bir önceki eserinizden veya deneyiminizden hangi öğeleri elemeniz, hangi öğeleri ise karumanız gerektiğine dair ayrımı yapabilmektir. Bridget Riley'in renkli dünyasını yansıtan renkli tablolarından sonra 'öpücük' adlı 'siyah beyaz' tablosu ile ilişkilerin -mekansal, biçimsel ve insani anlamda- eşitsiz ve dinamik doğasını ifade etmek için son derece basit ama bir o kadar da etkili bir yol bulmuştu.


Öpücük
Bridget Riley- Öpücük

Evet sanatçılar da başarırız olur. Hepimiz oluyoruz. Zaten giriştiğimiz şeyin umduğumuz gibi sonuçlanması mümkün değildir.Bu tim durumar asla gerçekten başarısızlık satılmamalılar, çünkü ısrar ve uyarlama aracılığıyla bir netlik seviyesine ulaşabiliriz ve bu netliğe de ancak o sözde başarısızlıklar sayesinde ulaşılabilir. İşte orada kendi sesimizi, B planımızı, kendi büyük fikrimizi bulabiliriz.


Sanatçılardan öğrenecek en önemli ders başarısızlıkları değil ama nagebe çaldıklarıdır. Sanatçılar yapar, sanatçılar eyler.


3- SANATÇILAR HAKİKATEN MERAKLIDIR.


Eğer mecburiyet yaratımın anasıysa MERAK da babasıdır! Nihayetinde özellikle bir şeye ilgi duymuyorsanız ilginç bir şey de yaratamazsınız. Daha fazla bilmek istememizi sağlayan itki TUTKUdur. Bilgiyi doğuracak düşünsel araştırma için gerekli dürtüyü TUTKU sağlar ve böylece ateşlenen hayal gücümüzden fikirler fışkırır. Bunların ardından yapılan deneyler bir konseptin gerçeğe dönüştürülmesiyle son bulur. Yaratmanın yolu budur!


''Bir şeyle özellikle ilgilenmesiğin sürece sen de ilginç bir şey üretemezsin''


Kendi çağının en önemli sanatçılarından olan Caravaggio, sanatın yönünü çarpıcı biçimde değiştirmeyi başarmıştı. Genç Rönesans Maniyerizminin ölü toprağı serpilmiş donukluğundan resmi azat etmiş ve kanlı canlı barok ihtişamının çağına taşımıştı. Ve bu radikal başarıyı geleneksel yaratıcılık patikasını izleyerek elde etmişti. TUTKU, İLGİ, MERAK, ESİN, DENEYCİLİK, YENİLİK, GERÇEKLEŞEN KONSEPT.


4- SANATÇILAR ÇALAR

Orjinallik, kalıbına uydurulmuş taklitten başka bir şey değildir. Picasso


Bu bölüm ayrıştırma ile ve nasıl fikir üretilebileceği ile ilgili. Bu yolda kullanılan teknikler ve kendimizi ınasıl orjinal fikir sahibi olmaya ayarlayabileceğimizle ilgili.


Bir çıraklık tipidir kopyalamak. Öykünmeden önce kopyalaman gerekir. Bir geçiş dönemidir, temelleri doğru atma zamanına işaret eder. Çünkü mesele bir şeyleri nereden aldığınız değildir, mesele onları nereye götürdüğünüzdür. Buna en iyi örneklerden birisi de Picasso'nun 'iy sanatçılar kopyalar, büyük sanatçılar çalar' sözü olabilir. Örneğin çalıntı bir arabayı düşünün. Hırsız kaçınılmaz olarak arabayı eski sahibinin götüreceğinden farklı yerlere götürecektir. Aynısı fikirler için de geçerli. Ve eğer fikirler Picasso gibi maceracu, velut ve mahir birinin eline geçtilerse epey farklı noktalara varma ihtimalleri yüksektir. Varmışlardır da!


Steve Jobs bir konuşmasında Picasso'nun 'iyi sanatçılar kopyalar....' sözünü alıntıladıktan sonra 'Biz (Apple) büyük fikirleri çalmaktan asla çekinmeyiz' demişti. Picasso'nun Boğa (1945) olarak bilinen meşhur illüstrasyon serisi gibi mesela. New York Times gazetesi Apple'ın çalışanlarına sade tasarım yapmak için gerekli değerleri Picasso'nun Boğa'yı giderek daha basitleştirilmiş bir biçmde betimlediği bu on bir taşbaskıyı göstererek öğrettiğini yazmıştı.



Picasso bize yaratıcılığın eklemeler yapmakla ilgili olmadığını, eksiltmelerden doğduğunu gösterir. Fikirlerin bilinmeye, basitleştirilmeye ve odaklanmaya gereksinimleri vardır. Apple da bu fikiri çalarak bambaşka ürün sunar.


5- SANATÇILAR KUŞKUCUDUR

Yaratıcı süreci harekete geçirmenin mümkün tek yolu her zaman aynıdır: BİR SORU SORMAK!

Günümüzde 'Sokratik Yöntem' olarak bilinen tekniği, hiçbir şey bilmediğini varsaymaya ve mutlak hakikat aracısıyla her şeyi sorgulamaya dayanır.Önyargılardan kurtulmak için Sokrates tereddütü kuşkuculuk formunda kullandır.



The Death of Socrates

'The Death of Socrates' ressam Jacques-Louis David’in 1787 yılında yaptığı bir yağlı boya tablodur. Bazı Atinalılara karşı düşüncelerini ifade etmesi ve gençlerin ahlakını bozma suçlamaları sonucunda baldıran zehri içirilerek ölüme mahkûm edilen Yunan filozof Sokrates’in ölüm sahnesini temsil eder. Yatağın başında yıldız öğrencisi Platon oturmaktadır, başı eğik ve gelişmeleri izlemeye dayanamaz bir haldedir. Sağ eliyle zehirli kadeği içmeye hazırlanan Sokrates sol eliyle de cenneti göstermekte ve ölümüne bu kadar yakınken bile çevresindekilere başı dik şekilde bir şeyler anlatmaktadır. 'Tek bir şey bildiğim hiçbir şey bilmediğim' dediğinde özlü biçimde ifade ettiği kaçınılmaz hakikatten yola çıkarak çevresindekilere öğrendikleri ve bildikleri her şeye 'kuşku' ile yaklaşmayı öğretmiştir. Çünkü Kuşkuculuk zekice uygulandığında aydınlatıcıdır. Sorunları çözer ve sorunlar yeni bir çözüme gereksinim duyarlar. Yaratıcılığın tam merkezinde yer alır. Çünkü bizi düşünmeye zorlarlar. Ve sorgulamaya başladığımızda yaratıcı çözümler-fikirler doğar. Sokrates'in fikirleri de ölümünden iki bin yıl sonra Jacquas-Louis David 'in eserine ilham olarak yaşanan durumun 'kuşku' ile incelenmesi için yepyeni bir formla karşımıza çıktı!


6 - SANATÇILAR BÜYÜK RESMİ VE İNCE DETAYLARI DÜŞÜNÜR

İnce detaya çok fazla zaman harcarsanız kaybolur gidersiniz. Ama sadece büyük resmi düşünürseniz de ne bir şey yaratabilirsiniz ne de bir bağ kurabilirsiniz. Bir şey yapmanın pratik dertlerine boğulmak ve bütün bunların gerektirdikleri ile uğraşmak yaratım sürecinin asıl meselesi. Genellemelerden bahsetmiyoruz, ne kadar sıkı çalışmak gerektiğinden veya etrafınızda bir ekip kurmanın faydalarından falan bahsetmiyoruz, bunlar yaratıcı olsun olmasın herhangi bir şey yapmanın koşulları arasında yer alan evrensel etkenlerdir. Her zaman büyük resmi ve ince detayı birlikte düşünün.


Bir ufak renk dokunuşu bazen en büyük resmin bile genel görünümünü ciddi biçimde değiştirebilir. Çünkü her resmin bir giriş kapısı bulunur, küçük bir ayrıntı gözüne takılır ve seni içine çeker. Bu ince detayların düşünülmesi ve planlanması bazen uzun zamanlar alırken bazense aniden gelen bir ilhamla ortaya çıkar. Tüm resimlerini bir günde üretmesiyle bilinen Luc Tuymans 'ın başarılı ve kaliteli resimlerini bu kadar hızlı bitirebilmesinin tek koşulunun baştan iyi bir plana sahip olmasıdır. Bir resme başladığı an fırçasına boya sürüp boş tuvale uzandığı an ilk an değildir. Bir gece önce, yemekten sonra olasılıkları aklından geçirdiği an da değildir. Rastgele bir görüntünün dikkatini çekmesiyle aylar, bazen yıllar önce başlar her bir resim.


Yaratıcılık farklı olmaktan farksızdır. Basiti muhteşem bir şekilde basit kılmak, yaratıcılık budur! Charles Mingus.

7- SANATÇILAR BİR BAKIŞ AÇISINA SAHİP OLUR

Bir şeyi iki insanın asla aynı şekilde görmediğini biliyoruz. Aynı anda, aynı koşullarda, aynı manzaraya bakan on kişiye ne gördüklerini sorun, size on farklı şey anlatabilirler. Kişisel önyargılarımızı ve ruh halimizin etkikisini taşıyan kendi kişisel filtrelerimiz sayesinde yargılarımız da ayrışacaktır. Zaten bakış açımız İMZAMIZDIR. Yaratıcılığın görece daha keyifli yanlarından biri de tuhaflıklarımızı ve eksantrikliklerimizi ödüllendirme ve yüceltme biçimidir. Söyleyecek bir şeyiniz yoksa yaratıcılık oyununda gerçek bir oyuncu da sayılmazsınız!


Yaratıcı süreçte üstesinden gelmesi en zor engellerden biridir ifade edecek orjinal bir söze sahip olmak. Yazar kilitlenmesini biliyoruz, ama aynı esin yitimi sanatçıların, kaşiflerin ve bilim insanlarının da başına gelir. Dolayısıyla hayatını her gün bir şeyler yaratarak kazanmayan bizim gibi insanların benzer bir tıkanma yaşaması hiç şaşırtıcı olmasa gerekir. Neyse ki hepimiz adına bu tür tıkanmaların üstesinden gelemenin, farklı bakış açıları kazanmanın yolları mevcuttur; Zaman zaman işe yaradığı kanıtlanmış yöntemlerin biri başka yerlere gitmektir. Yer değiştirmek edebi anlamda da bakış açınızı değiştirir. Süreksizlik tanıdık olmayan şeylerle uyarılan duyularınızı harekete geçirir, yaşamı başka türlü görür ve deneyimlersiniz. Duygularınızı fark etme ve ifade etme güdüsü büyür, zaten bu yüzden evden uzaktayken fotoğraf çekmekten daha çok hoşlanırız. Bu konuda bir çok sanatçı örnek verebiliriz, ki siz de başka yerlere gittiğinizde içinizdeki sanatçıyla buluşarak kendinizde bu tezi deneyebilirsiniz.


Manzara resimleriyle ünlü ressam Peter Doig de 'Bir yerin resmini yapabilmem için önce orayı terk etmem gerekiyor' diyerek yaratıcı sürecinin yer değiştirdikten sonra geldiğini belirtmiş. Hitchhiker eseri de sadece bir resim değil aslında mesaj taşıyan, esere baktığımızda neler hatırladığımızla, anıların ne rol oynadığıyla ve zamanla nasıl bir deneyimler kolajına evrildiğiyle ilgili zihnimizde hisler uynadıran bir sanat eseriydi.


Hitchhiker, 1990 - Peter Doig

Ne söylemek istediğimizi keşfettiğimiz anda gündelik hayat yaratma güdüsü için potansiyel bir kaynağa dönüşebilir. İşaretlere dikkat etmek, duygularına ve içgüdülerine güvenmek sanatçının işidir.

Biz robot değiliz. Bir görüşünüz olduğunda yaşam çok daha heyecanlı bir hale gelir. Cherly Lynn Bruce

8- SANATÇILAR CESURDUR

Herhangi bir sanat dalında insanın keni dünyasını yaratması cesaret gerektirir. Kimse başkalarının önünde aptal durumuna düşmek, arkadaşlarının veya yabancıların karşısında aşağılanma riskini almak istemez. Kamuoyunun önünde ayağa kalkıp duygularınızı ve fikirlerinizi ifade edebilmek psikolojik cesaret gerektirir.


Coco Chanel'in de dediği gibi 'En cesur edim hala kendinizzez ait bir düşünceyi dile getirmektir. YÜKSEK SESLE'


32 yaşındaki İtalyan sanatçı Michelangelo Buonarroti için de ünü olmaya giden yol kesinlikle cesaretten geçiyordu. Yıl 1508, her şeye gübü yeten hamisi Papa 2. Julius kazançlı olacak papalık lahiti inşası işini iptal etmiş, muhtemelen Papa'nın favori mimarı Donato Bramanre'ye işi vermeye karar vermişti ve Michelangelo da hüsranla Roma'yı terk ederek Floransa'ya dönmüştü. Daha sonra Papa Julius, Michelangelo'yu tekrar Roma'ya davet ederek Sistine Şapeli'nin tavanlarını uygun bir şekilde resmedilmesi konusunda teklif sundu. Julius gerçek bir estetti ve coşkulu bir sanatseverdi! Oniki havarinin büyük fresklerinin yapılmasını ve bu işi Michelangelo'nun üstlenmesini istiyordu. Michelangelo da Roma'da reddetmemek gereken bir numaralı adamın gözlerine bakarak bu teklifi reddetti. Çünkü o bir heykeltraştı, ressam değil ve kesinlikle fresk ressamı değildi. Belki de hayatını değiştirecek bu işi reddetti çünkü korkuyordu. Ülkedeki en iyi sanatçı konumu, geçimi ve en kötüsü de özgüvenini dahil kaybedeceği çok şey vardı. Fakat sonunda korkularını geride bıraktı ve işi kabul etmeye karar verdi! Heykel alanında bir başyapıt olan Davut'u daha yeni dünyaya hediye etmiş bir adamdı ve tüm korkularına rağmen cesaretini topladı ve eğer başarısızlıkla sonuçlanacaksa nihayetinde görkemli şekilde kaybedeceğini düşünerek Sistine Şapeli'ni resmetmeyi kabul etti. Sonuç olarak da bir sürü zorlukla karşılaşmış olmasına karşı baş döndürünü ve eşsiz bir eser ortaya çıktı!


Sistine Şapeli

Michelangelo hepimize emsaldir. Yeni gikirleri araştırmak isteyen her kimse mutlaka cüret edebilmelidir. İnsanlar hareket ediyor, güç el değiştiriyor ve yeni fırsatlar doğuyor. Konu yeni kavramlar olunca toplum son derece temkinli davranır ve ilk adımda yok sayma eğilimi gösterir. Bu yeni bir icat yapan bilim adamı için de, iş fikri ortaya çıkaran girişimci için de yaratıcı bir eser üreten bir sanatçı için de geçerlidir.


9- SANATÇILAR DÜŞÜBNMEK İÇİN DURAKSAR

Eğer bir sanatçı atölyesini ziyaret edecek olursanız neredeyse kesinlikle göreceğiniz bir nesneden söz edebiliriz: Sandalye! Bir sanatçıya rahat bir yer sunmaktan daha ötedir amacı bu sandalyenin. Yaratıcı süreçte hayati rol oynamak gibisinden daha yüce bir görevi mevcuttur. Sanatçılar sandalyelerine oturduklarında yaratıcı olmayı bırakır ve bir eleştirmene dönüşürler.


Marcel Duchamp da sandalyesine geçip devam eden bir iş üzerine epey uzun düşünen sanatçılardan birisidir. Duchamp'ın numarası düşünmeye, yapmaktan daha fazla zaman ayırmasıydı. Ressam olmanın yanında bir filozof da olan Duchamp bunu eserlerinin üretim süreçlerine de yansıtıyordu. 'Sanat sanat hakkında değil, sanata gösterdiğimiz ilgi hakkındadır' sözüyle de sanatın sadece üretmek değil, durup düşünmek ve ona ilgi göstermekle ilgili odluğunu belirtmiştir.


10- TÜM OKULLAR SANAT OKULU OLMALI

Dünyanın bir çok yerinde öğrencilere Einstein ve Galileo'nun bilimsel keşiflerini, Shakespeare'in oyunlarını ve Napoleon'un kahramanlarını öğretip, sonra da ne kadar iyi öğrendiklerini test etmek için sınav yaparlar. Halbuki bu insanlarla ilgili bir şeyler öğrenmelerinin sebebi, hepsinin hakim bilgiyi yok sayarak ve yıllanmış varsayımları sorgulamaya cüret ederek büyük işler başarmış olmalarıdır. Başka deyişle; sivrilmişlerdir çünkü kendilerine söyleneni yapmamışlardır. Üstelik bu üretken insanların hemen hepsi okul hayatlarında sorunlu, başarısız öğrenci olmuşlardır. Bunun en büyük sebebi de okulların -özellikle devlet müfredatına bağlı olanlar- ne düşüneceğimizi öğretmesi, nasıl düşüneceğimizi değil!

Bütün mesele; HİSSETMEK, SEVMEK, ÜMİT ETMEK, ÜRPERMEK, HAYATTA OLMAKTIR. Augiste Rodin.

30 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


Yazı: Blog2 Post
bottom of page